20 Mayis 2012
Hitsihirbazi.com
  • Karmod.com
  • Sivas´ta Arıtma Projelerine Ödenek Çıkarıldı
  • Koyulhisar Güzelyurt Köyü Derneği Yeni Başkanını Seçti
  • Hayırsever İş Adamından Memleketine Anaokulu
  • Koyulhisar Hükümet Konağı Taşındı
  • Koyulhisar´da ´Cumhuriyet Koşusu´ Düzenlendi
  • Koyulhisar Dernekleri İstanbul´da Bir Araya Gelecek
  • Gazeteci Yazar Şiar Yalçın In Vefatı
  • Jandarma, Koyulhisar´da Trafik Denetimlerini Sıkılaştırdı
  • Koyulhisar´da 3 Köye Menfez Yapılacak
  • Çankaya Köşkü´nde Bir İlk
  • Koyulhisar Kaymakamlığı İhale ile Koriger Boru Alacak
  • Google sesli arama artık Türkçe!
  • Koyulhisar Belediyesi´nden İhale ile Arsa Satışı
  • Sivas Suşehrin´de Trafik Kazası: 2 Yaralı
  • Koyulhisar İlçe Emniyet Amirliğine Atanan Ünveren Görevine Başladı
  • Çıktığı Ağaçtan Düşen Kişi, Hastanede Tedavi Altına Alındı
  • Sivasta Proje Ekiplerine Eğitim Verildi
  • Koyulhisar´da Üniversite Öğrencileri, Kızılay´a Kan Bağışında Bulundu
  • Yaşlı Kişi Su Kanalının Kenarında Ölü Bulundu
  • Sivas´ın Koyulhisar İlçesinde Trafik Kazası: 3 Yaralı
  • Koyulhisar Belediyesi´nin Okullarda Çevre Düzenlemesi Çalışması
  • Koyulhisar´da Üzerine Sıcak Su Dökülen Çocuk Yaralandı
  • Gölova´da trafik kazası:1 ölü
  • 10.10.2010 çılgınlığı
  • Sivasta 13 çuval Kaçak sigara ele geçirildi
  • Canlı yayında dünya evine girdiler
  • Yılın ilk karı Kösedağı´na yağdı
  • Koyulhisarlılar İstanbul´da Ücretsiz Kan ve Şeker Testi Yaptırdı
  • Koyulhisar´da Eczane Açılışı Yapıldı
  • Lise Bahçesinde Başlatılan Parke Çalışmaları Devam Ediyor
  • Vadinin Sesi Yollarda Programı Başlıyor
  • Koyulhisar´da Okul Servisi Şoförleri Bilgilendirildi
  • Halı Sahada Vekil Rüzgarı Esti
  • Konut Sahipleri Kura Çekimi Heyecanı Yaşadı
  • Koyulhisar´da Sene Başı Müdürler Kurulu Toplantısı Yapıldı
  • Ücretsiz Kan ve Şeker Testi Yapılacak
  • Türkü Ziyafeti Çekilecek
  • Bir Türküdür Yaşamak Adlı Program Başladı
  • Koyulhisar TOKİ´de Daire Sahipleri Kurayla Belirlenecek
  • Sugözü Köyünde Sel ve Su Taşkınlarına Önlem
  • Sivas Haber: Sivasspor galibiyete hasret!
  • Dünya şampiyonu Sivas´a geliyor
  • Sivas Haber: Şüpheli Paket Korkuttu
  • Sivas Haber: Çini mi, Boya mı?
  • Sivas Haber: Helikopter kazasında şok tespit
  • Dernek Lokali 2 Ay Aradan Sonra Yeniden Faaliyette
  • Koyulhisar Dernek Başkanının Acı Günü
  • Koyulhisar´da İhale Usulü Arsa Satışı Yapılacak
  • Türkü Harmanı Programı Başladı
  • Koyulhisar´da Köylere Hizmet Götürme Birliği Toplantısı Yapıldı
  • Koyulhisar´da Çıktığı Elektrik Direği Devrilen İşçi Yaralandı
  • Koyulhisar´da Ceviz Topladığı Ağaçtan Düşen Kişi Hastanede Tedavi Altına Aldı
  • Koyulhisar´da Eğitime Belediye Desteği
  • Koyulhisar´da Trafik Kazası: 2´si Ağır 4 Yaralı
  • Enhar Tıp Merkezi İle Anlaşma Yapıldı
  •  Hayvan Hırsızlığı Yaylalardan Erken Göçe Sebep Oldu
  • Ceviz Ağacından Düşen Yaşlı Adam Taburcu Oldu
  • Koyulhisar´da Aracın Motoruna Sıkışan Yavru Kediyi Vatandaşlar Kurtardı
  • Koyulhisar´da Yangın
  • Koyulhisar´da Köprü İnşaatında Kullanılan Demirleri Çaldıkları Öne Sürülen 3 Kişi Tutuklandı
  • Akseki VE Yalnıztepe Grup Yolu Asfaltlanıyor
  • Koyulhisar´da Daireler Kura İle Belirlenecek
  • Koyulhisar´da Otomobil Devrildi: 5 Yaralı
  • Koyulhisar´da Afganistan Uyruklu 8 Kaçak Yakalandı
  • Para Dolu Çantayı Sahibine Teslim Etti
  • Referandumda Sivas, Türkiye Ortalamasının 19 Puan Üzerinde ´Evet´ Dedi
  • Koyulhisar Refarandum Sonuçları
  • Sivas Platformu Bayramda Buluştu
  • Sgk Suşehri Şubesine Yer Tahsisi Yapıldı
  • Tarım Müdürü Görevine Başladı
  • Koyulhisar´da Çıkan Arazi Yangınına İtfaiye Ekipleri Müdahale Etti
  • Toki İnşaatlarının Yapımı Hızla Devam Ediyor
  • Koyulhisar ilçesinde devrilen traktörün altında kalan kişi öldü
  • Kalebaşı Köyü Derneği Bayramlaşma Töreni Yaptı
  • Sular Yükselince 6 Saat Nehrin Ortasında Mahsur Kaldı
  • Sivas Platformu Haliç Restorantta iftar yemeği verdi.
  • Koyulhisar´da Traktör Devrildi: 1 Ölü, 1 Yaralı
  • Referanduma ”Evet” İçin Sivas’A Gittiler
  • Koyulhisar Belediye Başkanı Eren´den Aa´ya Ziyaret
  • Koyulhisar´da Kızılay´dan Kavurma Yardımı
  • Koyulhisar Kaymakamı Sündük, Köydes Çalışmalarını Yerinde İnceledi
  • Üsteğmen Yılmaz Göreve Başladı
  • Siva Haber: Verilen hizmet girişte alınan parayı hak etmiyor.
  • Sivas Haber: Başbakan Erdoğan´ın Sivas programı.
  • Koyulhisar´da Çok Hafif Şiddette Deprem
  • Koyulhisar´da Nüfus Müdürlüğü´nün haftasonları da hizmet vereceği bildirildi.
  • Sivas Haber: Başbakan Erdoğan ve Bahçeli de Sivas´ta miting yapacak.
  • Sivas Haber: Lige İyi başlayan Sivasspor, Antalya´yı da Yenmek İstiyor
  • Sivas Haber: Çermik Turizmi
  • Sivas Haber: Sivas İntiharın Eşiğinde.
  • Sivas Haber: Sivas´ta beton travers fabrikasına kardeş geliyor
  • Koyulhisar´da Köydes Çalışmaları
  • Koyulhisar´da Trafik Kazası: 3 Yaralı
  • Arıları Ayıdan Müzikle Koruyor
  • Sivas-Koyulhisar İlçesine bağlı Akseki köyü Düzpelit mahallesinde yol kenarına açılan kahvehane köylülere hizmet veriyor
  • Tokatlılar, Doğal Yaşamı Tahrip Edecek Kelkit Hes Projelerine
  • Koyulhisar İlçesinde Festival Alanında Kalp Krizi Geçiren Yaşlı, Öldü
  • Koyulhisarlılar Festivalde Buluştu
  • Sivas Koyulhisar´da Silahla Yaralama
  • Yeniden Futbol İl Disiplin Kuruluna Seçildi
  • AK Parti Sivas Milletvekili Uzun: ´Komşumuz Yunanistan Krizle Boğuşurken Bizim Ülkemizin Her Tarafı Şantiye´
  • Koyulhisar Belediye Başkanı Eren, Şenliklere Katıldı
  • Sivas Platformu Üyeleri Suşehri´ni Ziyaret Etti
  • Dağcılık Federasyonu Sivas İl Temsilciliği Üyeleri Eğriçimen Yaylasında Kamp Yaptı
  • Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı
  • 108 Yaşındaki Asırlık Çınarın İhtiyaçlarını Polis Karşılıyor
  • Sivas Haber: Sivas´ta Tır Devrildi: 1 Yaralı
  • Sivas Hber: Kızılırmak´ta Taşkın Önleme ve Rekreasyon Çalışmaları
  • Koyulhisar İlçe Hastanesi’nde görev yapan ve aynı zamanda müzisyen olan Durmuş Fırat kaza geçirdi.
  • Koyulhisar Belediye Başkanı Eren, İlçede Devam Eden Çalışmaları İnceledi
  • Koyulhisar´da Festival Komitesi Toplandı
  • Koyulhisar İlçesinde Tarlada Çalışırken Fenalaşan Yaşlı Adam Öldü
  • Sivas´ın Koyulhisar İlçesinde Ağaçtan Düşen Kişi Tedavi Gördüğü Hastanede Öldü
  • Sivas Hbaer: Sivas Belediyesi ne yapmaya çalışıyor
  • Sivas Haber: Uluslararası Kangal Festivali´ne 2 gün kaldı
  • Sivas Haber: Sivas Belediyesi İtfaiye Eri Alım İlanı.
  • İş Bankası Mobil Hizmet Aracı Koyulhisar´da
  • Şehr-İ Su Festivali Başladı
  • Sivas - Orman İşletmesine Alınacak Yangın Söndürme İşçileri Kurayla Belirlendi
  • Koyulhisar´da ahşap boyama sergisi açıldı.
  • Suşehri´nde 8 Yıl Aradan Sonra Ehliyet Sınavı Yapıldı
  • Koyulhisar´da Mustafa YILDIZDOĞAN Rüzgarı Esti.
  • Koyulhisar´da Tayini Çıkan Komutanlar için Veda Yemeği Düzenlendi
  • Koyulhisar Orman İşletme Müdürlüğü Mevsimlik İşci Alıyor.
  • Koyulhisar´dan Gölköy´e Gitmekte Olan Araç Trafik Kazası Geçirdi.
  • Mesudiyeliler, Melet Irmağı´nı Kirleten Koyulhisar´daki Taş Ocağını Protesto Etti
  • Koyulhisar´da Belediye Ekipleri İstinat Duvarı Örüyor
  • Koulhisar İlçemizde Hayvan Hırsızlığı İddiası
  • Sivas Haber: Rıfat Ilgaz´ı 17. Ölüm Yıldönümünde Anılıyor
  • Sivas Haber: Tıp Fakültesi Hastanelerdinde Hemşire Sıkıntısı Yaşanıyor
  • Sivas Haber: Sivas Olaylarının 17. Yılı
  • Sivas Haber: Faruk Çelik: ´Madımak´taki Acı Türkiye´nin Acısı´
  • Sivas Haber: DSP Lideri Türker:
  • Koyulhisar´da Festival Hazırlıkları Başladı
  • Mesudiyeliler, Melet Irmağını Kirleten Maden İşletmesine Şikayete Gidiyor
  • Sivas Haberleri: Gurbetçilerin cenazeleri Sivas´a gönderildi
  • Sivas Spor
  • Sivas Haberleri: Sivas 20 yıldır satılıyor!
  • Sivas Haberleri: Sultan Şehrin Sultanları
  • Koyulhisar´da Su Taşkını
  • Koyulhisarlılar İstanbul´da Dostluk Futbol Turnuvasında Buluştu
  • Koyulhisar Çaylı Köyü Derneğince, İstanbul´da Piknik Şöleni Düzenlendi
  • Yıldırım İsabet Eden Büyükbaş Hayvan Telef Oldu
  • Koyulhisar´da Mantar Zehirlenmesi
  • Koyulhisar Cumhuriyet İlkögretim Okulu´nda Teknoloji Tasarım ve El Sanatları Sergisi Açıldı
  • Jandarma Teşkilatının Kuruluşunun 171. Yıldönümü
  • Sivas Koyulhisar´da Trafik Kazası: 1 Yaralı
  • KODEF CUP´TA ŞAMPİYON GÜZELYURT OLDU
  • Kanaldaki Toprak Kayması Nedeniyle Baraj Havzası Boşaltıldı
  • Koyulhisar Sarıçiçek Yaylası´nda Kur´an Tilaveti ve Mevlit Programı Düzenlendi
  • Gurbetçi Aile Afyonkarahisar´da Kaza Geçirdi, 3´ü Çocuk 5 Kişi Öldü
  • Sivas Gül Şehri Oldu
  • İsimleri Yaşatılacak.
  • Asker kaza kurbanı oldu.
  • Kars Kağızman´da 1 Terörist Öldürüldü
  • Bakan Erginden Şok Sözler
  • Koyulhisar´da Asayiş Uygulaması
  • Terörü Lanetliyoruz
  • Erzincan - Sivas Yolunda Çatışma
  • Şerife Nineyi de Vurdular
  • Karakoçan´da Hain Pusuda Şehit Olan İki Askerin Cenazesi Hastaneye Getirildi.
  • Elazığ Karakoçan´da Hain Pusu: 2 Şehit
  • ŞEHİTLERİMİZİ UĞURLUYORUZ!..
  • Şemdinli´de 10 Asker Şehit
  • Kalebaşı Köyü Resimleri
  • Kalebaşı Köyü Tanıtım
  • Kalebaşı Köyü Derneği Açıldı
  • Duman Baba
  • Eğirçimen Yaylası Resimleri
  • Kalebaşı Köyü Resimleri
  • Koyulhisar Resimleri
  • Karmod.com
  • Sivas´ta Arıtma Projelerine Ödenek Çıkarıldı
  • Koyulhisar Güzelyurt Köyü Derneği Yeni Başkanını Seçti
  • Hayırsever İş Adamından Memleketine Anaokulu
  • Karmod.com
  • Sivas´ta Arıtma Projelerine Ödenek Çıkarıldı
  • Koyulhisar Güzelyurt Köyü Derneği Yeni Başkanını Seçti
  • Hayırsever İş Adamından Memleketine Anaokulu

 
Kalebaşı Köyü Derneğimiz Hizmete Açılmıştır


 

 

 

Sivas´ın Tarihi

Sivas Tarihine Genel Bakış İlk Çaglarda Sivas 

1- Yazılı Tarih Öncesi Dönem
Sivasın yazılı tarih öncesi dönemleri, ilk defa 1927 yılında yörede Amerikalı arkeolog Von Der Osten ve ekibi tarafından altı yıl süreyle yapılan kazılar sonrasında aydınlanmıştır. Bu süre içinde yapılan kazılarda 38 adet yerleşim yeri saptanmıştır. Sivas merkez ve ilçelerindeki arkeolojik araştırmalar, Ostenden sonra da sürdürülmüş; 1943te Kılıç Kökten ve Şevket Aziz Kansu, 1947de Tahsin Özgüç, 1955te Charles Burney, 1963te Pierro Meriggi, 1975te Jak Yakar, 1992de A. Tuba Ökse, yine aynı yıl Andreas Müller-Karpe yörede sistemli kazılar yapan yerli/yabancı arkeologlar olmuştur.

Araştırmalar sonunda çıkarılan buluntulara göre, yöreye ilk olarak neolitik dönemde yerleşildiği tahmin edilmektedir. Şarkışla/Megersende, Hafik/Pılır Höyükte çıkarılan buluntular bu düşünceyi doğrulamaktadır. Sivas yöresindeki iskân, neolitik dönemden sonra kalkolitik dönemde de sürmüştür. Kangal/Çukurtarla, Kangal/Kavak höyüklerinde ve Zara/Tödürge Gölü kıyısındaki Kültepe, Tepecik höyüklerinde kalkolitik dönem kalıntıları bulunmuştur. Kalkolitik dönem sonrası Sivasın yerleşme tarihi, İlk Tunç Çağı ile sürmüştür. Bu dönem, Kavaktaki Kültepe, Tepecik, Pılır ve Çukurtarla, Uzunyayladaki Sıçan höyüklerinden; merkez ilçeye 5 km. mesafedeki Kılhıdık/Uzuntepe yakınlarındaki Maltepede çıkarılan buluntularla aydınlatılmış; yörenin M.Ö. 2600lerde iskân edildiği anlaşılmıştır.
 

2) Yazılı Tarih Dönemi

Sivasın yazılı tarih dönemi, M.Ö. 2000in ortalarında Hititlerle başlar. Günümüzde Sivas Kalesi olarak bilinen Topraktepede 1946da Tahsin Özgüç tarafından yapılan kazıda Selçuklu yapılarının altında 1,5 metrelik bir dolgu katmanından sonra Hitit dönemi yerleşimlerinin ortaya çıkması bu düşünceyi doğrular nitelikteki önemli kanıtlardır.

Hattuşil önderliğinde M.Ö.1650de kurulan Hitit Devleti, Kızılırmak yayını sınır kabul etmiştir. Bu yay içindeki Sivas ve çevresi, Hititlerin yıkıldığı M.Ö. 1200lere kadar bu devletin önemli yerleşim birimlerinden biri olmuştur. Yörede yapılan kazılarda Hititlerle ilgili buluntular ortaya çıkarılmıştır. Şarkışlanın Döllük köyü civarında yapılan kazıda bulunan madeni bir Hitit heykeli ile Güründe bulunan Hitit hiyeroglif yazılı bir stel (mezar taşı) yöredeki Hitit iskânını doğrulayan önemli bulgulardır.  Sivas, uzun bir süre Hititlerin devamı olan Hitit Kent Devletlerinin topraklan içinde kalmıştır.
 


Sivas, M.Ö. VII. yüzyılda Anadoluya Türk kökenli Kimmer ve İşkillerin gelmesiyle bu kavimlerin yerleşim alanı olmuş; daha sonra Medlerin topraklan içinde yer almıştır. Ancak, Medlerin kısa süren Anadolu hakimiyeti sonrasında Sivas bu defa M.Ö. 550de Perslerin eline geçmiştir. Persler, Anadoludaki topraklarının yönetimini, güneyde Kilikya, kuzeyde Pontus, ortada Kapadokya Satraplığı adlarıyla üçe ayırmıştır. Sivas, güzel atlar ülkesi anlamına gelen "Kapadokya" içinde yer almıştır. M.Ö. 334te Anadoluya geçen Makedonya Kralı Büyük İskender, Perslerin Anadoludaki üstünlüğüne son vermişse de, bir süre sonra M.Ö. 332de Pers yöneticilerinden I. Ariarates, Kapadokya Krallığını yeniden kurmuştur. Dolayısıyla Sivas, uzun bir süre Kapadokya Krallığının sınırlan içinde kalmıştır.
 


M.Ö. I. yüzyılın başlarında kısa bir süre kuzeydeki Pontus Krallığının topraklarına dahil edilen Sivas, Roma İmparatoru Pompeusun M.Ö. 66da Suşehri yakınlarında Pontus Kralı VI. Mithridateı yenmesiyle Romalıların siyasî hakimiyetine girmiştir. Pompeus, Anadoluda Roma hakimiyetini sağladıktan sonra, Sivasın o dönemdeki adını Diopolis (Tanrı şehri) olarak değiştirmiştir.

 

ROMA DÖNEMİNDE SİVAS

Roma İmparatorluğunun Anadoludaki hakimiyeti kesinleşince, Kapadokya yöresi bu imparatorluğun koruması altında Ariobarzanesa verilmiştir. Daha sonra yapılan yönetim değişikliğiyle Sivas, Arkheleosun yönetiminde önemli yerleşim birimlerinden biri olmuştur. Kapadokya Kralı Arkhelaos, Romanın nüfuzu altında sahip olduğu toprakları genişletmek amacıyla vefat eden Pontus Kralı Polemonun eşi Kraliçe Pythodoris ile evlenmiş; böylece Anadolunun kuzey bölgelerini de ele geçirmiştir.  Kraliçe Pythodoristen sonra tahta geçen II. Polemon, Part saldırısı karşısında krallığını M.S. 65te Roma İmparatoru Nerona bırakmak durumunda kalmıştır. Romalılar, Partlara karşı koymaya çalışmışsa da, yöre bir süre için Partların egemenliğine geçmiştir.


Sivas, Kapadokya yöresinin Romaya bağlı bir eyaleti olarak ilân edildiği M.S. 17den sonra, imparatorluğun ikiye ayrıldığı 395e kadar Roma hakimiyetinde kalmıştır. Sivas, 395ten sonra Anadolunun Doğu Roma İmparatorluğunun payına düşmesiyle Bizans topraklarına katılmıştır.
 

BİZANS DÖNEMİNDE SİVAS

Bizanslıların ilk dönemlerinde yörede önemli siyasî olaylar cereyan etmemiş; nispeten sakin bir dönem yaşanmıştır. Sivas, Bizans İmparatoru Heraklius zamanında "tema"lar şeklindeki idarî yapılanma çerçevesinde Sebasteia Temasının merkezi olmuştur. Sivas Teması, X. yüzyılda yeni idarî yapılanma sonucunda ikiye ayrılmış; tema topraklarının kuzeydoğu kısmında Koyulhisar, Suşehri ve Şebinkarahisarı da içine alan Koloneia Teması kurulmuştur. Sivas, yine Sebasteia Temasının merkezi olmuştur.

Bizanslılar döneminde Sivas, zaman zaman doğudan gelen Sasanilerin, zaman zaman da güneyden gelen Emevilerin saldırılarına maruz kalmıştır.


Emevi Halifesi Abdulmelik bin Mervan zamanında Bizans topraklarına sefer düzenlenmiş; Emevi ordusu, Milâdî 693te Sivas önlerinde II. Justinyen komutasındaki Bizans ordusunu yenmiştir. Ancak, şehir Müslümanların eline geçmemiştir.


Emir Muaviye, Miladî 730da Anadoluya düzenlediği seferde Amasyayı fethettikten sonra, Sivas emirliğini Abdulvahap Gaziye vermiştir. Fakat Abdulvahap Gazi, silah arkadaşı Battal Gazi ile birlikte Sivası almak için şehir önlerine gelmişse de, Sivas alınmadan Abdulvahap Gazi ve silah arkadaşı şehit düşmüştür. Sivas, XI. yüzyılın ilk çeyreğine doğru dünyada nadir görülen "şehir takası" olayı yaşamış; Ermenilerin ikamet ettiği Vaspuragan (Van) şehriyle 1021 yılında takas edilmiştir. XI. yüzyılın başlarında Batıya yönelen Türk akınları, Anadolu kapılarını zorlamaya başlamıştır. Türkler, bu akınlar sırasında kuzeyde Ermeni Krallığının başkenti Aniye, güneyde Van-Ahlata kadar gitmişlerdir. Kuzeyden güneye doğru inen bu hatta, o yıllarda Ermeniler yaşamaktadır. Bu hat, Türk akınlarına engel olmak için Bizans yönetimi tarafından bilinçli olarak oluşturulmuş bir nevi "tampon bölge" dir. Ne var ki, gittikçe artan Türk akınlarına karşı koyamayan Ermeni Kralı Senekerim, 1021 yılında, Bizans Kralı II. Basile başvurarak Van Gölü yöresindeki krallığına ait Vaspuraganı Türk tehlikesi geçene kadar, coğrafî konumu bakımından güvenli bir yörede olan Sivas ile takas etmek istediğini bildirmiştir. Senekerimin bu arzusu kabul edilmiş; Vaspuragana karşılık Sivas Ermenilere verilmiştir. Kral Senekerim, hanedanı ve 14.000 civarındaki vatandaşıyla birlikte Sivasa gelip yerleşmiştir.10 Takas olayından kısa bir süre geçtikten sonra Kral Senekerim, bağımsızlığını ilan ederek Sivası Küçük Ermenistanın başkenti yapmıştır. Gerek bağımsızlığın tek taraflı olarak ilân edilmesi, gerekse Ermenilerin Bizanslılara göre farklı mezhepten olmaları birlikte uyum içinde yaşayamamalarına, dolayısıyla aralarının açılmasına sebep olmuştur. İki toplumun karşılıklı düşmanca tutum içerisine girmesinden sonra Ermeniler Anadoluda zor durumda kalmıştır.11 XI. yüzyılın ortalarında Anadolu içlerine kadar ulaşan Türk akıncıları, 1059 yılında Sivası ele geçirmişlerse de kısa bir süre sonra şehirden çekilmek durumunda kalmışlardır.



Bizanslılar "Ortodoks", Ermeniler ise "Gregoryen" mezhebindendir. Yörede o yıllarda "hakim unsur" olan Rumlar, Ermenileri mezhep değiştirmeye zorlamıştır. Ancak, Ermeniler mezhep değiştirmek istememiş; dolayısıyla Rumların baskılarına direnmişlerdir.



Ermenilerin yörede bağımsızlıklarını ilân etmelerini ve mezhep değiştirmeyi reddetmelerini hazmedemeyen Romen Diyojen, Malazgirt Savaşına giderken Sivasa saldırmış ve şehri yağmalattıktan sonra yakıp, yıkmış;12 Ermenilerin büyük bir kısmını da katlettirmiştir. Katliamdan kurtulan Ermenilerin bir kısmı Anadolunun değişik şehirlerine ve Akdeniz’deki Klikyaya kaçmıştır. Kaçan Ermenilerden bazıları, Bizans orduları Sivastan hareket ettikten bir süre sonra, başlarında Ermeni prensleri Adom ve Ebusehl olmak üzere geri Sivasa dönmüşlerdir. Fakat bu dönüş uzun sürmemiştir. Kral Senekerimin oğulları olan Ebusehl ve Adom, Türk baskınlarına gereği gibi karşı koyamadıkları, hatta Bizanslılara karşı zaman zaman Türklerle işbirliği yaptıkları gerekçesiyle Bizans İmparatoru Nikefor tarafından 1080 yılında öldürülmüştür. Bunun üzerine şehir yeniden Bizanslıların eline geçmiştir.13 Ne var ki, Sivas bu defa Bizans hakimiyetinde kısa bir süre kalmış; beş yıl sonra 1085te Türkler tarafından fethedilmiştir.
 

DANİŞMENDLİLER DÖNEMİNDE SİVAS

Sultan Alparslan, Anadolunun iç kesimlerinin fethedilmesi için seçkin komutanlarından Danişmend Gazi ile Kutalmışoğlu Süleyman Şahı görevlendirmiştir. Sivas yöresinin kesin olarak Türklerin eline geçişi, Anadolu kapılarını Türklere açan 1071 Malazgirt Savaşından kısa süre soma gerçekleşmiştir. 1080lerde Sivas yöresine gelen Türkler, civardaki küçük yerleşim birimlerini almışlar; fakat Sivası ele geçirememişlerdir. Danişmend Gazi, bu tarihten beş yıl sonra kuvvetleriyle Sivası kuşatmış ve şehri kısa sürede ele geçirmiştir. Dolayısıyla, Sivas, günümüze kadar bir daha el değiştirmeden Türklerin eline 1085te geçmiştir.

Danişmend Gazi, Sivası aldıktan sonra Kapadokya Bölgesine yönelmiş; Kayseriyi ele geçirip Sivası başkent yaparak Danişmend Beyliğini kurmuştur. Daha sonraki yıllarda Tokat, Amasya, Çorum, Çankırı, Malatya ve Kastamonu alınarak beyliğin sınırları genişletilmiştir.

Danişmend Gazi 1105te vefat edince oğlu Melik Gazi hükümdar olmuştur. Melik Gazi dönemi, Bizanslılar ve Haçlı kuvvetleriyle yapılan savaşlarla geçmiştir. 1134te ölen Melik Gazinin yerine oğlu Muhammed geçmiş; babası gibi Muhammed de Bizanslılarla pek çok savaş yapmıştır.

Muhammed Gazi 1142 yılında vefat edince, oğlu Zünnun ile amcası Yağıbasan arasında taht kavgası çıkmıştır. Sonuçta Danişmendliler, Sivas ve Malatya kolu şeklinde ikiye ayrılmıştır. Sivas kolunun başına Melik Gazinin oğlu Yağıbasan geçmiştir. Yağıbasan’ın dönemi, Bizanslılar ve Anadolu Selçukluları ile yapılan savaşlarla doludur. Yağıbasannın ölümünden sonra beylik tam bir kargaşa dönemi yaşamış; Yağıbasan’ın diğer yeğeni Zünnun, Sivasa gelerek Danişmendli tahtına oturmuşsa da, 1175te Danişmendlerin Sivas kolu dağılmıştır.
 

SELÇUKLULAR DÖNEMİNDE SİVAS

Sivas, 1175 yılında II. Kılıçarslan zamanında Anadolu Selçuklu topraklarına dahil edilmiştir. Kılıçarslan, saltanatının son zamanları olan 1190 yılında Anadolu Selçuklu topraklarını 11 oğlu arasında paylaştırmıştır. Bu paylaşmada Sivas Kutbettin Melikşaha düşmüştür. Ancak Kutbettin Melikşah, bütün Selçuklu topraklarına sahip olmak isteyince, kardeşler arasında uzun süren bir taht kavgası başlamıştır. Kardeşler arasındaki kavga, 1194te Kutbettinin ölümünden sonra kısmen azalmış; Sivas kısa bir süre Kutbettin Melikşahın kardeşi Tokat Meliki Rükneddin Süleymanın elinde kalmıştır.

1210 yılında Selçuklu saltanatının başına I. İzzeddin Keykavus geçmiştir. Keykavusun, Konya yerine genellikle Sivasta ikâmet ettiği bilinmektedir. Bu nedenle Sivas, I. İzzeddin Keykavus döneminde imar edilmiştir.
Yapı tarzı ve işlevi bakımından döneminde bütün Anadolu ve Avrupanın önemli tıp merkezlerinden biri olarak kabul edilen Sivas "Darüş-Şifa"sı, 1217de I. İzzeddin Keykavus zamanında yaptırılmıştır.

Sivas, en görkemli, en parlak dönemini Anadolu Selçuklu birliğini sağlayan Alaaddin Keykubatın saltanatta kaldığı (1219-1236) yıllan arasında yaşamıştır. Alaaddin Keykubat zamanında Sivas Kalesi ve şehrin etrafındaki surlar yaklaşan Moğol tehlikesine karşı onarılmıştır.

Sivas, Moğol saldırısından kurtaramamış; Türk tarihinin üzücü sayfalarından biri olan "Kösedağ Savaşı" Selçuklular için sonun başlangıcı olmuştur. 3 Temmuz 1243te Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Keyhüsrev, Moğol ordusuna Zara-Suşehri arasındaki Kösedağda yenilmiştir.

Selçuklu ordusu, Kösedağda Moğollardan başka Çanakçı dağları ve Akören, Kuşçu, Yapak, Eymir gibi öz köyleri yöresinde de, kuzeyden gelen Pontus kuvvetlerine karşı savaşmak durumunda kalmıştır. Yöredeki muharebelerde bir grup Türk askeri, Pontuslu Rumlar tarafından Çanakçı ormanlarının "Taburbozan" mevkiinde pusuya düşürülmüştür. Dolayısıyla, sonuçta Anadolu toprakları Moğol tahakkümüne boyun eğmiştir.

Sivas, imar yönünden ikinci gelişme dönemini Anadolu Selçuklularının dağılma sürecinde yaşamıştır. Buruciye, Çifte Minare ve Gök Medrese gibi bu döneminin en gözde sanat eserleri 1271de III. Gıyaseddin Keyhüsrevin saltanatında yapılmıştır. O dönemde yapılan medreseler hâlâ ayaktadır.

Sivas, Selçuklular dönemindeki görkemini, sadece sanat eserleriyle değil, Anadoluda dönemin en önemli "ticaret merkezi" olma özelliğiyle de kazanmıştır. Selçuklular döneminde yurt dışı bağlantılı "transit ticaret’ten pay almak amacıyla, Cenevizliler gibi bazı Avrupa devletleri Sivasta elçilikler açmışlardır. Çinden, Türkistandan, İrandan kervanlarla gelen mallar, Sivastaki hanlara indirilerek, gerek Anadolunun diğer şehir-lerine, gerekse Avrupaya buradan sevk edilmekteydi. Bu dönemde Sivasta ticareti yapılan mallar, sadece doğu ülkelerinden gelen transit mallardan ibaret değildir. Yörede üretilen bez, halı, bıçak, o dönemin savaş silahlan olan kılıç ve yatağan gibi mallar da Sivas ticaretinde önemli bir yer tutmuştur.

Moğolların Anadoludaki nüfuzu giderek artınca, kardeşler arasında taht kavgası çıkan Anadolu Selçukluları bir daha toparlanamamış; 1308de siyasî hayatları sona ermiştir. Bu bakımdan bir süre Sivası Emir Çobanın oğlu Timurtaş gibi İlhanlıların atadıkları valiler yönetmiştir.
 

ERATNA DEVLETİ DÖNEMİNDE SİVAS

İlhanlı Valisi Timurtaş, İlhanlı Hükümdarı Ebu Said ile arası açılınca 1327de Sivası terk edip Mısıra gitmek zorunda kalmış; bu nedenle yerine beylerinden bir Uygur Türkü olan Alaaddin Eratnayı bırakmıştır. Timurtaş, 1328de Mısırda idam edilmiştir. Sonuçta Eratna Bey, Sivasın İlhanlılara bağlı valisi olmuştur. Alaaddin Eratna, 1343te Moğol ordusunu mağlup ederek Sivas başkent olmak üzere bağımsızlığını ilan etmiştir. Eratna zamanında Kayseri, Amasya, Tokat, Çorum, Niğde ve Erzincan gibi şehirler beyliğin topraklarına katılmıştır. Eratna 1352de ölünce, yerine genç yaştaki oğlu Gıyaseddin Muhammed geçmiştir. Gıyaseddin, küçük yaşta olduğundan beyliğin yönetimini Vezir Ali Şaha bırakmıştır. Ne var ki, 1364te beyliğin yönetiminden sorumlu Vezir Ali, baş kaldırmış; topladığı kuvvetlerle beyliğin o dönemdeki başkenti Kayseriyi kuşatmıştır. Gıyaseddin Muhammed Bey bu savaşta yenilince, Mısır hükümdarı Melik Eşreften yardım istemiştir. Yardım talebi, aynı yıl 1364te yerine getirilmiş; Muhammed Bey, yöreye gelen Mısır ordusu sayesinde Ali Şahı yenmiş ve onu öldürmüştür. Bir süre sonra, Eratna Devletine bağlı bazı yöneticiler, Kayseriye saldırarak Muhammed Beyi 1365te öldürtmüştür. Bu kişiler, Muhammed Beyin yerine çocuk yaştaki oğlu Alaaddin Aliyi geçirmişlerdir. Eratna topraklan, devlet adamları arasında paylaştırılmış, dolayısıyla bir daha toparlanamamıştır. 1381de Kadı Burhaneddinin hükümdarlığını ilân etmesiyle Eratnalılar tarihe karışmıştır.
 

KADI BURHANEDDİN AHMED DEVLETİ DÖNEMİNDE SİVAS

Eratna Beyliğinde bir süre kadılık yapan Kadı Burhaneddin Ahmed, 1380de son Eratna Beyi Alaaddin Ali oğlu Muhammed Beyin naipliğine (yardımcı) getirilmiştir. 1381de Kadı Burhaneddin, son Eratna Beyi Muhammedi saf dışı bırakarak hükümdarlığını ilân etmiştir. Kadı Burhaneddin hükümdarlığını ilân ettiği yıl, Mısır Memlukluları o sıralarda Sivasa bağlı Divriğiyi ele geçirmiştir. Bunun üzerine Kadı Burhaneddin, Divriğiyi almak için karşı sefer düzenlemiş; dolayısıyla Memluklular ile arası açılmıştır. Memluklular, Halep Valisi Yelboğa komutasındaki orduyla 1388de Sivası kuşatmış, fakat Kadı Burhaneddinin şehri iyi savunması karşısında başarılı olamamışlardır. Ordusunda komutanlık yapan Akkoyunlu Kara Yülük Osman Bey ile Kadı Burhaneddin Ahmedin arası açılmıştır. Kadı Burhaneddin, Kara Yülük ile Zara yakınlarındaki Karabel mevkiinde yaptıkları savaşta öldürülmüştür.

Kadı Burhaneddin öldürüldükten sonra, Sivas halkının ileri gelenleri, Kayseride vali olan küçük oğlu Alaaddin Aliyi tahta çıkarmışsa da, Kara Yülükün Sivası kuşatması, o sıralarda yaklaşan Timur tehlikesi gibi nedenlerle Sivasın Osmanlılara teslim edilmesini uygun görmüşlerdir. Neticede Sivas 1398de Osmanlı topraklarına katılmıştır.


OSMANLILAR DÖNEMİNDE SİVAS

Osmanlı sultanı Yıldırım Bayezit, Sivas halkının Osmanlı egemenliğine girmek istemesi üzerine Veliaht-Şehzade Süleyman Çelebiyi 24.000 kişilik bir kuvvetle 1398in son aylarında Sivasa göndermiştir. Yıldırım, 1399 baharında, Sivas halkının Osmanlı idaresine katılma âlicenaplığı karşısında duyduğu memnuniyeti belirtmek için Sivasa gelmiştir.  Sivas, tarihindeki büyük felaketlerden birini 1400 yılında Timurun şehre saldırmasıyla yaşamıştır. Kara Yülük Osman Bey ve Erzincan Emiri Mutahhartenin kışkırtmasıyla Sivasa yönelen Timur ordusu, 1400de şehri kuşatmıştır. Osmanlı Sultanı I. Bayezit, Sivası kurtarmak için Anadolu Beylerbeyi Timurtaş Paşayı büyük bir orduyla Sivasa doğru yola çıkarmışsa da, Osmanlı ordusunun Sivasa geleceği haberini alan Timur, bu orduyu Cihanşah ve Süleymanşah gibi seçkin emirlerinin komuta ettiği bir orduyla Kayseri önlerinde yenilgiye uğratmıştır. Osmanlı ordusunun Kayseride yenilmesiyle Sivas, Timurun saldırılarına ancak 18 gün dayanabilmiştir. Şehri savunan Malkoçoğlu Mustafa Bey, kimsenin canına dokunulmaması koşuluyla Sivası Timura teslim etmiştir. Ne var ki, Timur verdiği sözü tutmamış; on binlerce kişiyi, çocuk, yaşlı demeden kılıçtan geçirterek Türk tarihine kara bir leke sürmüştür. Timurun Sivasa, Sivaslıya yaptığı fenalığın boyutunu anlatmak için o günden sonra halk arasında "Sana bir iş edeyim ki, Timurlenk Sivasa etmemiş ola" sözü söylenegelmiştir. Sivasın böyle bir felakete uğraması, kuşkusuz Yıldırım Bayezitı son derece üzmüştür. Yıldırım, Timurun ordusuyla karşılaşmak üzere Ankaraya doğru gelirken yolda dertli bir şekilde kaval çalan bir çobanı dinledikten sonra duygulanarak, "Çal çoban çal! Sivas gibi bir ilin, Ertuğrul gibi bir şehzaden mi gitti. " demiştir. 1400deki Timur felaketinden sonra Sivasın idaresi, 1408e kadar Kadı Burhaneddinin damadı olan Mezid Beyin elinde kalmıştır. Sultan Bayezitin Amasyadaki oğlu Şehzade Çelebi Mehmet 1408de Sivası Mezid Beyin elinden kurtararak şehri yeniden Osmanlı topraklarına katmıştır. Sivas, 1472 yılında Yusuf Mirza komutasında Akkoyunlu ordusunun saldırısına uğramış ve yağmalanmıştır. Fatih Sultan Mehmet, Erzincan ve Erzurum yöresini ele geçiren Akkoyunluların saltanatına son vermek üzere 1473te 190.000 kişilik çağın en iyi donanımlı ordusuyla Sivastan geçerek Otlukbelinde Akkoyunlu ordusunu yenmiştir. Otlukbeli Savaşından sonra Sivas uzun bir süre huzurlu bir dönem yaşamıştır. Sivas, önemli yollar kavşağında bulunması sebebiyle bazı Osmanlı padişahları doğu seferlerine giderken şehirden geçmişlerdir. Yavuz Sultan Selim, Çaldıran seferi için 2 Temmuz 1514te Sivasa gelmiş; ordusundan 40.000 kişilik bir kuvveti burada bırakarak 100.000 kişilik bir güçle yoluna devam etmiştir. Yavuz, Sivastan sonra; Koçhisar, Kazgölü, Şahna Çimeni, Koyulhisar Güzeller Çayırı ve Suşehri güzergâhını izlemiştir Kanunî Sultan Süleyman, Tebriz seferine giderken 8 Ağustos 1534te ve 1548te ikinci İran seferine giderken Sivastan geçmiştir. Kanunî, Sivastan sonra; Hafik Sofular köyü, Zara Kuşçu Hasan Çayırı, Yapak köyü, Şahna Çimeni, Akşehir Sahrası, Suşehri güzergâhlarını izlemiştir. Bu dönemde Sivastan geçen bir diğer Osmanlı Padişahı IV. Murattır. IV. Murat, 1635 yılında Revan seferine giderken Sivasa gelerek yaklaşık bir hafta şehirde kalmıştır. IV. Murat, Sivasta kaldığı bir haftalık sürede, günümüz harp tatbikatlarına benzer şekilde (kırmızı ve mavi kuvvetler) Revanda düşmana karşı uygulanacak taktikleri belirlemek amacıyla Anadolu ve Rumeli askerleri arasında tatbikat yaptırmış; Sivastan sonra; Sofular köyü, Tödürge Gölü, Yapak köyü, Koyulhisar, Suşehri, Çoban Dede Tekkesi güzergâhlarını izlemiştir.  Sivas, XVII. yüzyılın ilk çeyreğine doğru, Celalî ayaklanmalarından sıkıntı çeken yörelerden biri olmuştur. Celalî elebaşılarından Karayazıcı uzun yıllar Sivası haraca bağlamıştır. Hükümet güçleri sayesinde Karayazıcı belası bertaraf edildikten sonra, bu defa Deli Hasan namlı başka bir Celalî 30.000e yaklaşan askeriyle Sivasa girmiş ve şehri yağmalamıştır. Dolayısıyla Sivas, XVII. yüzyılın başlarından XVIII. yüzyılın sonlarına kadar huzurunu kaybetmiş; nüfus ve ekonomik gücü giderek gerilemeye başlamıştır.

Sivas, XIX. yüzyılın başlarında yaklaşık 15.000 nüfusuyla küçük bir Anadolu şehri görünümündedir. Bu yüzyılın ilk çeyreğine doğru ülkede sağlanan güven ortamı çerçevesinde nüfusu giderek artmaya başlamıştır. 1834 yılı itibarıyla Sivas merkezde nüfus, 3673 hane ile yaklaşık 20.000e, aynı yüzyılın sonlarında 40.000’lere ulaşmıştır. XIX. yüzyılda Sivas, vilayet topraklan dışından göç almış; 1855teki Kırım Savaşı ve "93" Harbi olarak bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında Sivas merkez ve Koçgiri (Zara), Koçhisar (Hafik), Tonus (Şarkışla) ve Yenihan (Yıldızeli) gibi kazalara yaklaşık 10.000 civarında Kafkas göçmeni yerleştirilmiştir. 1890 yılı itibarıyla, göçmen ailelerin yerleştirilmesinden sonra Sivasın nüfusu; şehir merkezi 43.122, nahiye ve köylerle birlikte merkez kazanın nüfusu 87.615 olmuştur. Sivas Merkez Sancağının merkez kaza ve yedi kazasının köyleriyle birlikte toplam nüfusu 228.435tir
XIX. yüzyılın ortalarına doğru, ticaret az da olsa canlanmaya başlamış; İran ve Suriye üzerinden gelen yabancı menşeli malların diğer Anadolu sancaklarına dağıtımının bir kısmı Sivastaki "hanlar" aracılığıyla yapılmıştır. Bu yüzyılda şehirde bıçakçılık, bakırcılık, çubukçuluk (ağızlıkçılık), dericilik, bez dokumacılığı, halıcılık ve çorapçılık gibi geleneksel el sanatlarına dayalı endüstri kolları varlığını sürdürmüştür. Bunlar içerisinde sadece bez dokumacılığında gerilemeler yaşanmıştır. Bu sanayi kolundaki gerileme, Sanayi Devrimi sonrası Anadoluya Avrupalı tüccarların çok ucuza her çeşit dokuma mamulleri getirip satmalarıyla izah edilebilir. Hicrî 1280, Milâdî 1863te yapılan idari düzenlemeyle, Sivas, "vilâyet" statüsüne geçirilmiştir. Yeni düzenlemeyle Sivas Vilâyetine Amasya, Tokat, Şebinkarahisar ve Sivas Merkez Sancağı olmak üzere dört sancak bağlanmıştır. Bu idarî yapılanma sonrasında; Koçgiri (Zara), Divriği, Koçhisar (Hafik), Tonus (Şarkışla) Aziziye (hâlen Kayseriye bağlı Pınarbaşı), Darende (hâlen Malatyaya bağlı),Yenihan (Yıldızeli) ve Gürün kazaları Sivas Sancağına bağlı yerleşim birimleri olmuştur. Hâlen Sivasın ilçeleri arasında yer alan Koyulhisar ve Suşehri, o yıllarda Şebinkarahisar Sancağına bağlı kazalar idi. Özellikle II. Mahmut döneminde ülke genelinde başlatılan eğitim reformu çerçevesinde Avrupai tarzda yeni öğretim kurumları oluşturulmuştur. Bu okulların Anadolu şehirlerine yayılışı ancak XIX. yüzyılın son çeyreğine doğru gerçekleşmiştir. Bu bağlamda, Sivasa Avrupai tarzda eğitim veren, ilkokul düzeyinde "iptidaî mektepler", ortaokul düzeyinde "rüştiye", lise düzeyinde "idadî" adlı okullar açılmıştır. 1887de kurulan Sivas İdadisi o dönemin gerek öğrenci sayısıyla, gerekse verdiği eğitimin kalitesiyle İç Anadoludaki en önemli eğitim kurumlarından biri olmuştur.

1882-1885 yılları arasında Sivasta valilik yapan Halil Rıfat Paşa, şehirde bayındırlık ve yol yapım çalışmaları başlatmış; "Gidemediğin yer senin değildir." ilkesiyle yüzlerce kilometrelik yol ve köprü yaptırmıştır.
Sivas şehir merkezinin nüfusu, XX. yüzyılın başlarında 49.000e ulaşmıştır. XIX. yüzyılın son çeyreğinde, Amerika, Fransa ve İngiltere gibi üç yabancı ülke, Sivasta konsolosluk açmış; 1920ye kadar faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Aynı dönemde Fransız misyonerleri Sivasta "Cizvit Lisesi", Amerikan misyonerleri "Amerikan Koleji" isimli orta öğretim kurumlan ile "Amerikan Hastanesi" adlı bir sağlık kurumunu faaliyete ge-çirmişlerdir. Sivas, 1914te başlayan Birinci Dünya Savaşı yıllarında Doğu Cephesine asker göndermek üzere sancaklardan silah altına alınacakların "toplanma merkezi" olmuştur. Sivastaki birliklere gelen askerler, burada teçhizatlandırılıp görevli subaylar eşliğinde yaya olarak Erzuruma intikal ettirilmişlerdir. Doğu Cephesindeki savaşlarda, özellikle "Sarıkamış harekâtı" sırasında Allahu Ekber dağlarında çok sayıda Sivaslı şehit olmuştur.
 

KURTULUŞ SAVAŞINDA SİVAS

Osmanlı İmparatorluğunun çöküşünü hazırlayan Mondros Mütarekesi sonrasında Sivas, İtilaf güçlerince işgal edilmeyen Anadolu şehirlerinden biri olmuştur. 19 Mayıs 1919da Atatürkün Samsuna çıkmasıyla başlayan Kurtuluş Savaşı tarihinde Sivasın önemli bir yeri vardır. 22 Haziran 1919da yayımlanan Amasya Genelgesindeki bir madde, Sivasın Kurtuluş Savaşındaki önemini vurgulamakta son derece anlamlıdır. Genelgede, "Anadolunun her yönden en güvenli yeri olan Sivasta millî bir kongrenin toplanması" öngörülmüştür. Sivasın "güvenilir şehir" olması, kuşkusuz arazisinin az sayıda geçit veren yüksek dağlarla çevrili olmasından ileri geldiği kadar, Sivas halkının esir yaşamaktansa "istiklâl mücadelesi" verilmesinin gerekliliğine inanmasındandır da.
Mustafa Kemal, Sivasın her bakımdan güvenilir olduğunu, 27 Haziran 1919da şehre geldiği ilk gün, Sivaslının coşkulu karşılama töreninde bir kez daha anlamıştır. Gerçi Sivaslı o güne kadar Mustafa Kemali hiç görmemişti; ama onu Kuzey Afrikadaki Tobrukta, Irakta İngilizleri perişan ettiği Küttül-Amara ve Çanakkaledeki başarılarından dolayı gıyabında çok iyi tanıyordu. Mustafa Kemal, bu nedenle Elazığ Valisi Ali Galipin Sivas Kongresini basma girişimlerine, Fransız Binbaşı Brunonun "Sivasta kongre toplanırsa şehri işgal ederiz" gibi tehditlerine aldırmamış; gülüp geçmiştir. Mustafa Kemal, Erzurum Kongresini tamamladıktan sonra, bu kongrede oluşturulan "Temsil Heyeti" ile 2 Eylül 1919da Sivasa gelmiştir. Atatürkün 2 Eylül günü halk tarafından coşku ile karşılanışını dönemin Sivas valisi Reşit Paşa hatıralarında şöyle anlatır: "2 Eylül 1919 günü Sivasta ne kadar at ve araba varsa, halkı Erzincan yolu üzerine götürdü. At bulamayan, araba tedarik edemeyenler de yaya olarak o istikamete dökülürken, ben hükümet konağından ayrılmadım. Halkın böyle bir sevinç içinde akışını penceremde uzun uzun seyre daldım, fakat gözlerim dolu dolu oldu; kalbim heyecanla çarpıyordu."
 

1-Sivas Kongresi

Sivas Kongresi, Türk tarihinin dönüm noktalarından biridir. Bu kongrede alınan kararlar, Türk ulusunu ikinci defa Ergenekondan çıkaran bir haykırış ve silkinişin ifadesi olmuştur. Hür ve bağımsız Türkiye Cumhuriyetinin temelleri, "Ya İstiklâl! Ya Ölüm!" parolasıyla manda ve esaretin reddedildiği Sivas Kongresinde atılmıştır. Sivas halkının ileri gelenleri, Amasya Genelgesinde yer alan karar gereği şehirlerinde yapılacak kongreye katılmak üzere Sivasa gelecek delegeleri misafir etmek, yiyecek ihtiyaçlarını karşılamak için aralarında vazife taksimi yapmış; Sivas Sultanisini (Sivas Lisesi) kongre binası olarak hazırlamışlardır. Sivas Kongresi, 4 Eylül 1919 Perşembe günü saat 14.00te, Atatürk açış konuşmasıyla başlamıştır. Mustafa Kemal, açış konuşmasında ülkenin içine düştüğü o günkü durumu özetleyerek şunları söylemiştir: "Muhterem efendiler!  Vatan ve milletin kurtuluşunu amaçlayan zorlayıcı sebepler, sizleri bunca meşakkat ve engeller karşısında Sivasta topladı. Bu yiğitçe azminizi kutlar, sizlere hoş geldiniz demekle bahtiyarlığımı arz ederim. Efendiler, Muhterem heyetiniz müzakerelere başlamadan önce bazı hususlar üzerinde açıklamalarda bulunmam için müsaadelerinizi rica ederim. Malumunuzdur ki 30 Ekim 1918de milliyetler esasına dayalı vaatler üzerine İtilaf Devletleri ile bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşma ile milletimiz adilâne bir barışa kavuşacağını ummuştu. Hâlbuki anlaşma hükümleri, zorlamalarla günbegün vatan ve milletimiz aleyhinde uygulamaya konuldu. Bunun üzerine memleketimizde yaşayan Hıristiyan tebaalar İtilaf Devletlerinden güç alarak milletimizin haysiyetine dokunan çılgınlıklarda bulundular. Batı Anadoluda İslâm’ın namusu uğruna korunması gereken kutsal yerlerine kadar sokulan Yunan zalimleri İtilaf Devletlerinin aldırmazlıklarıyla zalimane kötülükler yaptılar.

Doğuda Ermeniler, Kızılırmaka kadar genişleme hazırlıklarına girişip, şimdiden sınırlarımıza kadar dayanıp katliamlara başladılar. Karadeniz kıyılarımızda Pontus Krallığı hayalinin gerçekleşmesine dahi çalışılmaktadır. Adana, Antep, Maraş ve Konya yakınlarına kadar gelen işgal güçleri, Antalyayı alıp, Trakyayı işgal bölgelerine dahil etmişlerdir. (...)  Efendiler, Milletimizin sizler gibi münevver ve şerefli insanları, ülkenin görünüşünün karanlığından ümitsizliğe düşmediler; çünkü onlar bilmektedirler ki, tarih bir milletin varlığını, hakkını hiç bir zaman inkar edemez. Yine onlar kuvvetli bir imanla, vatan ve milletimiz aleyhinde verilen hükümlerin, ortaya sürülen kanaatlerin muhakkak iflasa mahkum olacağına inanırlar. Efendiler, İtilaf Devletlerinin haksızlıkları ve merkezî hükümetin acizliği karşısında milletimiz mevcudiyetini ispat ve tecavüzlere karşı namusunu ve istiklâlini korumak zorunda kalmıştır. Bilindiği gibi, Şarkta yapılan savaşın her türlü meşakkatini çekmiş, hele Ermenilerin vahşice zulmüne uğramış matemzede hudut vilayetlerimiz namus ve millî istiklâllerini kurtarmak amacı ile Müdafaa-i Hukuk-i Milliye gibi cemiyetler kurdular. Doğudan ve güneyden tehlike hisseden Diyarbekir vilayetimizde de Müdafaa-i Vatan Cemiyeti kurulmuştur (...).

Efendiler Milletçe kurtuluş çaresinin ancak kendi ruhundan ve bizzat kendinden doğacağı kanaati ortaya çıkınca, açık tehlikeler karşısında bulunan Doğu Anadolu vilayetleri Erzurum Kongresini toplantıya çağırmıştır. Bu sırada, cereyan eden olaylar karşısında vatanın bir bütün hâlinde kurtuluşunu amaç edinen ve muhterem heyetinizin vücuda getirdiği Sivas Kongresi, Umumî Kongre daha 21 Haziran 1919da kararlaştırılmıştı. (...) Millî Meclisin henüz toplanmamış olduğu bir sırada bağımsız karar alma gücünü yitirmiş ve muhasara altındaki İstanbul Hükümetinin tek başına meşru olmayan bir karar alması ya da işgalcilerin millî çıkarlarımıza uymayan tekliflerini kabullenmesi gibi ihtimalleri hesaba katarak "millî ruhu" temsilen Erzurum ve Sivas Kongrelerinin toplanmış olması hayır ve selametin kesin bir habercisidir. Sözlerime son verirken, vatanın ve milletin kurtuluş amacına sadık olan heyetimizin hayırlı bir başarıya ulaşmasını yaratıcının yüce katında temenni ederim." Açış konuşması sona erince kongre gündemindeki maddelerin görüşülmesine başlanmıştır.
 

Gündem

1-Başkanlık divanının seçimi,
2-Erzurum Kongresinde kabul edilen bildirilerin müzakere edilerek oylanması,
3-Manda konusu,
4-Dilek ve temennilerden oluşmaktaydı.

Birinci madde gereğince başkanlık divanı için seçim yapılmış; başkanlığa Mustafa Kemal seçilmiştir. Daha sonra gündemin diğer maddelerinin görüşülmesine geçilmiştir. Kongrede en hararetli tartışmalar, güçlü bir Batı devletinin koruması altına girme anlamına gelen "manda" meselesi görüşülürken yaşanmıştır. Bilindiği üzere, I. Dünya Savaşı sonrasında ülkenin içine düştüğü çıkmazdan kurtulabilmesi için başını Halide Edip (Adıvar)in çektiği bir grup, "Amerikan Mandası”na girilmesi taraftarıydı. Kongrenin 8 Eylüldeki 4. oturumunda delegelerden İsmail Fazıl Paşa, Bekir Sami, İsmail Hami ve 22 kişinin imzasıyla başkanlığa manda konusunda bir muhtıra verilmiştir. Kongrede Amerikanın mandasına girilmesi lehinde Kara Vasıf ve İsmail Hami, İsmail Fazıl ve Refet Bey; aleyhinde ise Hoca Raif Efendi ve Ahmet Nuri Bey konuşmuştur. Ne var ki, manda aleyhinde en ateşli ve belirleyici konuşmayı kongreye "İstanbul Askeri Tıbbiye öğrencileri" adına katılan Hikmet Bey (Boran), görüşmeler sürerken manda taraftarlarının sözlerine tahammül edemeyip oturduğu yerden haykırarak yapmıştır. Hikmet Bey:  "Paşam, delegesi bulunduğum tıbbiyeliler beni buraya istiklâl davamızı başarmak yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem: Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olursa olsun şiddetle ret ve takbih ederiz (ayıplarız). Farz-ı muhal manda fikrini siz kabul ediyorsanız, sizi de reddeder, Mustafa Kemal i vatan kurtarıcı değil, vatan batırıcı olarak adlandırır ve tel in ederiz. " diye bağırmıştır. Tıbbiyeli Hikmetin büyük bir heyecan ve inançla söylediği bu sözler, salonda bulunan pek çok kişiyi duygulandırmış; konuşmanın akabinde Mustafa Kemal heyecanlı bir sesle:
"Arkadaşlar gençliğe bakın! Türk millî bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin." dedikten sonra Hikmet Beye dönerek: "Evlat! Müsterih ol. Gençlikle iftihar ediyor ve gençliğe güveniyorum. Bizler azınlıkta kalsak dahi, mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmeyecektir: Ya istiklâl! Ya ölüm! Mustafa Kemalin salonda bulunanları iliklerine kadar etkilediği kararlılık ve inanç dolu bu sözleri karşısında Hikmet Bey yerinden fırlamış; "Var ol Paşam!" diyerek Mustafa Kemalin elini öpmüştür. Sivas Kongresi 11 Eylül 1919da her türlü manda reddedilerek, "Milletin bütünlüğü ve istiklâlin sağlanması için millî iradenin hakim kılınması" gerektiği yönünde 10 maddelik sonuç bildirisi yayımlanarak sona ermiştir.
 

Sivas Kongresine Katılan Delegeler

a)Erzurum Kongresinde Oluşturulan Heyet-i Temsiliye Üyeleri
1-Mustafa Kemal (Atatürk),
2-Hüseyin Rauf (Orbay),
3-Bekir Sami (Kunduk),
4-Raif (Dinç),
5-Fevzi (Fırat),
6-Refet (Bele)
b) Vilayet, Sancak ve Liva Delegeleri
İstanbul Delegeleri
7-İsmail Fazıl (Cebesoy)
8-İsmail Hami(Danişmend)
9-Hikmet (Boran) Aydın/Denizli Delegeleri
10-Başağzâde Yusuf (Başkaya)
11-Küçükağazâde Necip Ali
12-Dalamanlızâde Mehmet Şükrü,
13-Hakkı Behiç
Aydın/Alaşehir Delegesi
14-Macit Bey (aslen Şarkışlalı)
Aydın/Manisa Delegesi
15-İbrahim Süreyya (Yiğit)
Ankara/Çorum Delegeleri
16-Mehmet Tevfik Bey,
17-Sabıkzâde Abdurahman
Ankara/Yozgat Delegesi
18-Yusuf Bahri Bey
Kastamonu Delegesi
19-Tatlızâde Nuri
20-Sami Zeki Bey
Afyon Delegesi
21-Kesrizâde Salih Sıtkı,
22-Koçzâde MehmetŞükrü,
23-Bekir Bey
Bursa Delegeleri
24-Ahmet Nuri Bey,
25-Osman Nuri (Özpay)
Eskişehir Delegeleri
26-Siyahizâde Halil İbrahim Bey,
27-Bayraktarzâde Hüseyin Bey,
28-Hüsrev Sami (Kızıldoğan)
Niğde Delegesi
29-Ratıpzâde Mustafa (Soylu)
Niğde/Nevşehir Delegesi
30-Dellalzâde Hacı Osman Remzi Bey
Niğde/Bor Delegesi
31-Halk Hami Bey
Gaziantep Delegesi
32-Kara Vasıf Bey
Samsun Delegesi
33-Boşnakzâde Süleyman Bey
Hakkari Delegesi
34-Mazhar Müfit (Kansu),
35-Hasan Bey (Hangi vilayet adına katıldığı tespit edilememiştir.)

Kongre tamamlandıktan sonra Sivasa üç Kayseri delegesi gelmiştir. Bu kişiler: İmamzade Ömer Mümtaz Bey, Katipzâde Nuh Naci (Yazgan), Kalaçzâde Ahmet Hilmi (Kalaç)tır. Sivas Kongresi ile ilgili bazı eserlerde Necati ve Asaf isimli iki Bursa delegesinin isimleri geçmekte; böylelikle delege sayısı 40 olarak gösterilmektedir. Sivas Kongresi sonrasında Mustafa Kemal ve Heyet-i Temsiliye üyeleri yaklaşık üç ay; 18 Aralık 1919a kadar Sivasta kalarak 23 Nisan 1920de kurulacak yeni Türk Devletinin ve 29 Ekim 1923te ilân edilecek "cumhuriyet" idaresinin genel çerçevesini belirlemişlerdir. Mustafa Kemal ve arkadaşları 18 Aralıkta üç otomobille Ankaraya hareket etmişlerdir.
 

2-Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti

Sivas, "Milli Mücadele"ye sadece erkeği ile değil, kadınıyla da destek vermiştir. Sivas Kongresinden yaklaşık iki ay sonra 26 Kasım 1919da Sivaslı kadınlar, Vali Reşit Paşanın eşi Melek Hanım başkanlığında bir araya gelerek genel merkezi Sivasta olmak üzere "Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti"ni kurmak için müracaatta bulunmuşlardır. Sivas Valiliğinin izin vermesiyle cemiyet resmen 9 Aralık 1919da kurulmuştur. Sivaslı vatansever kadınlar, Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyetini kurmak için ilk resmî toplantısını yaklaşık 800 üyesiyle 28 Kasımda Sivas Numune Mektebinde yapmıştır. Toplantıya Nasuhzâde Emine ve Şerife, Nergizzâde Ferah, Bacanakzâde Nuriye, Emir Paşa refikası Hatice, Tirkeşzâde Ömer Efendi refikası Ferruh hanımlar gibi şehrin eşrafından kadınlar katılmış, Melek Hanım, yaptığı konuşmada vatanın içine düştüğü durumu dile getirerek cemiyetin kurulma sebebini izah etmiştir: "Muhterem Hemşirelerim! Bugün buraya toplanmaktaki maksadımız, memleketimiz hakkında biraz dertleşmek, görüşmek Cenab-ı Hakka yalvarmak, lazım gelirse vatanın müdafaası için hatta ölüme bile katlanmaktır. Çünkü istiklâlini kaybeden bir millet, rahata sahip olsa da artık o memleketin sahibi değildir; esirdir. Bir insan, küçük bir evin hanımı olmayı elbet büyük bir evin hizmetçisi olmaya tercih eder (...) Biz, şanlı bir tarihe sahip olan bir milletiz. Hülasa hemşirelerim bizim için ya ölüm ya istiklâl! Bunu düşünerek, Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti namı ile sesimizi memleketimizi parçalamak isteyenlere işittirmek için delâletinizle bir cemiyet teşkil etmeye karar verdik. (...) Maksad-ı teşekkülümüz memleketin müdafaasıdır. Cenab-ı Hak teşebbüsümüzde muvaffak eylesin. Amin. "  Yetimler Yurdu (Darüleytam) Müdiresi olan cemiyetin ikinci başkanı Makbule Hanım heyecanlı bir konuşma yapmıştır.  "Muhterem Hanımefendiler! İnsanın doğduğu ve yaşadığı yere vatan derler. Bir insan tasavvur eder misiniz ki bu kelime söylendiği zaman kalbi titremesin. Evet muhterem hanımefendiler, bahusus bugün için en mühim düşüncemiz vatan kaygusu; en büyük vazifemiz istiklâlimizi muhafaza etmek, vatanımızı kurtarmak, düşman eline teslim etmemektir. Tek bir Müslüman Türk kalıncaya kadar müdafaa etmek... Zannetmeyiniz ki bu vazife yalnız erkeklere aittir. Vatan, erkeklerin olduğu kadar bizimdir de. İstiklâlimizi kaybedersek ilk tarize biz uğrayacağız. Müslüman Türk kadınının medar-ı iftiharı olan namusu paymal (ayakaltına alınma, çiğnenme) edilecektir. (...) Böyle bir zillete tahammül edebilir miyiz? Elbette hayır! Muharebe meydanlarında erkekleriyle çarpışan Müslüman kadınların kardeşleri olduğumuzu, temiz ve asil kanlarının bizim damarlarımızda da dolaştığını düşmanlarımıza göstereceğiz. (...) Yemin ediyoruz, ahdediyoruz.... Memleketimizi düşmana vermemek için erkeklerimizle beraber çarpışacağız.... (...).

Konuşma sonunda Sivaslı vatansever hanımlar tereddüt etmeden ziynetlerini çıkararak cemiyet yetkililerine vermişlerdir. 

Kaynak: http://www.sivashaber.net/haber/sayfa.asp?sayfaID=9
 





TOPLU TAŞIM HABER TV

Koyulhisar


RESİM GALERİ


Sitehazirla.org


Dolar Alış
:
Ankara
ANKARA
İstanbul
İSTANBUL
İzmir
İZMİR
Dolar Satış
:
Euro Alış
:
Euro Satış
:





| Raf Sistemleri | Koli | Plazma kesim | katlamalı perde | Su arıtma | Asansör
Copyright © 2010 Toplum Taşım Haber - Tasarım ve Yazılım KMK Bilişim Teknolojileri
<
REKLAMI KAPAT

REKLAMI KAPAT